22 Kasım 2014 Cumartesi

EVRAKA, EVRAKA!

Merhaba,


Yıllar süren ıstırabın, anlaşılamamanın, izole edilmenin sebebini dün akşam keşfettim, bugün tüm günümü bu konuyu araştırmaya verdim ve farkettim ki bu konuda yeterli türkçe sayfa yok.

Bu blogda, yabancı sitelerden alıntılar yaparak bunları türkçeye çevireceğim.


İlerde günlüklerimden kesitlerle yaşadıklarımı ve bunun tam olarak karşılığını da paylaşmayı düşünüyorum.

Yaşadıklarımı anlatmak kolay olmayacak, çünkü topladığım bilgilere ve kendi hislerime bakarak bir süredir iyileşme aşamasında olduğumu anladım ve herhangi bir olay, durum, tavır hala beni tetikliyor ne yazık ki..

Mümkün olan en steril şekilde, duygularımı fazla yansıtmamaya çalışarak, alıntıları , çevirileri bunun yanında yaşadıklarımı aktaracağım.

Evet... 
İnsanlık için küçük olabilen ama benim için çok büyük olan keşfime gelince, bu tüm yaşadıklarımın somutlaşıp, sanki bilgisayar terimiyle "ziplenip" bir araya gelmiş hali. İki kelime, ama pandoranın kutusu gibi, içini açtıkça neler neler çıkıyor.

Ve kutuya gidiyorum, açıyorum, açıyorum , açtım!! eminim kutudan ne kadar büyük birşey çıkacağını tahmin edemiyorsunuz :)

İşte burda, kutudan çıkan  iki kelime :




Duygusal İstismar.. .

Bu iki kelimeyi ne yazıkki ilk defa, dün akşam artık yaşadıklarıma dayanamayıp gittiğim bir psikologtan öğrendim.

Tabiki bu bir psikologla ya da psikiyatr ile ilk karşılaşmam değil, 29 senedir, ailem tarafından sistemik şekilde, deli , hasta , problemli olduğuma inandırıldığım için, pek çok kez onların kapısını aşındırdım. Her seferinde teşhisler benzerdi. Anksiyete, obsesif kompulsif ( takıntı) bozukluk ve major depresyon.

Çoğu sefer ilaçlara başlar ama içimden bir sesin senin bunlara ihtiyacın yok demesiyle, kısa sürede bırakırdım. Zaten artık depresyonum kronikleşmişti , sadece hayatta kalmaya çalışıyordum.

Şimdi , içimdeki o sese, beni yaşama bağlayan o içgüdüme, düşe kalka da olsa ilerlememi sağlayan azmime ve gayretime çok teşekkür ediyorum.

Hayatta kaldım (13 yaşımdaki iki intihar girişimime rağmen) ve sorgulamalarıma, araştırmalarıma neden böyle "hasta" olduğuma cevaplar aramaya devam ettim.

"Normal" bir insan olmalıydım, ailem beni de tıpkı kardeşimi ettiği gibi takdir etmeliydi, tıpkı onu sevdiği gibi beni de sevmeli beni de el üstünde tutmalıydı.

Elimden gelen herşeyi yaptım. örneğin hayati bir karar olan meslek seçiminde , Üniversitede, onların istedikleri bölümü okudum, derece ile mezun oldum üzerinde yüksek lisans yaptım ama olmadı, kendimi bir türlü sevdiremedim.

Evet bu benim noksanlığımdı, çünkü annem her seferinde bana bunu söylemişti. İçinde yaşadığımız toplumda annelik bir külttü , sorgulanamaz ,yargılanamazdı ve o hasta olduğumu söylüyorsa muhakkak öyle olmalıydım. Aksi düşünülebilir miydi?

Siz hiç aksini düşündünüz mü? Bir an için , kendinizi tüm suçluluk duygularından arındırıp, haklı olabileceğinizi , normal olabileceğinizi, sevilip sayılan bir insan olabileceğinizi?

Ben çok düşündüm , arkadaşlık ilişkilerim çok iyiyken, toplumda sevilip sayılan bir insanken, mutlu bir evliliğim varken nasıl oluyor da hala annem babam tarafından hastalıklı, depresif , suçlu olarak etiketleniyordum.?

Bu sorular deli gibi kafamı kurcalıyor, her türlü kişisel gelişimi deniyor, bir yandan yoga ve meditasyon yapıp kendimi rahatlatıyor, akıp geçen zamana ve hayata direnmeden, boğulmamaya çalışıyordum

Bu süreçte anne ve babamın duygusal saldırıları kuvvetleniyor, artık benimle bir eşimi ve kurmuş olduğumuz ailemizi de tehdit ediyordu. 

Ailemi korumak için yurtdışına yerleşmeye karar verdik ve eşime yurtdışından gelen bir iş teklifini değerlendirdik. İlk önce o gidecek, benim gelmem için uygun ortam sağlanınca da ben gidecektim.

İşte büyük patlamalar bundan sonra oldu, onların kontrol alanından çıkıyor oluşumuz dev krizlere yol açtı, eşim yurtdışındayken burada onlarla görüşmemeyi seçtim ama bir şekilde ne kadar görüşmeme kararı alsam da , hayatıma sızmayı başarıyorlar, türlü duygu sömürüleri ile beni kandırıp tekrar ağlarına alıyorlardı.

3 gün önce, daha sonra belki paylaşacağım bir olay yaşadım ve artık tamamen tükendiğimi hissettim. Bir damlam bile kalmamıştı, tamamen kurumuş ve çoraklaşmıştım. Ve ilk bulduğum psikologdan randevu alıp , yaşadıklarımı , geçmişimi ,geçtiğim süreçleri, hepsini bir solukta anlattım.

Anlatırken gözyaşlarına boğulmayı bekliyordum ama bir kaç kere gözlerim doldu o kadar.

Görüşmenin sonuna doğru, psikoloğum bana şu soruyu sordu: " istismar nedir biliyormusun, daha önce hiç duydun mu?"
bir an durakladım ve sadece cinsel istismarı duyduğumu söyledim. Ve bana , hayatımı değiştirecek, yıllardır aradığım sorunun cevabını verecek o sihirli kelimeyi söyledi, Hayır sen Duygusal ve fiziksel istismara maruz kalmışsın, cinsel istismar gibi bu da bir istismar çeşididir ve duygusal istismarı anlamak ve tespit etmek , diğerlerinden çok daha zordur " dedi.
Açıkçası bunun klinik bir olgu olduğunu o zaman anlamamıştım, sadece istismar kelimesi çok hoşuma gitmişti çünkü durumumu  güzel özetliyordu , çünkü sadece duygu sömürüsü yaşadıklarımı karşılamıyordu.

Dün geceden itibaren araştırıyorum. Ne yazık ki duygusal istismar ile ilgili çok fazla türkçe kaynak yok , terminolojiyi de bilmediğim için yıllarca google da sadece "annemi sevmiyorum" şeklinde aramalar yapıyordum. Fakat internete emotional abusement yazınca, karşıma araştırılması, öğrenilmesi ve türkçeye çevirilmesi gereken dev bir literatür çıktı. Kurbanların destek sayfaları, intiharı önlemek için acil durumlarda aranacak telefonlar,duygusal istismarın çeşitleri , anlamanın yolları, duygusal istismarda yapılan davranışlar... Tabi ki insan haklarının  olduğu ülkelerde insanlar, insan yaşamının biricikliğine değer veriyor, istismara maruz kalmış bu kişiler birbirine hikayelerini anlatıyor ve birlikte iyileşiyorlardı. 

Benim bulabildiğim, bizdeki kadın forumlarında olaylar şöyle gelişiyor; 
"-annemle kavga ediyorum,annemi sevmiyorum ya da o beni sevmiyor" diyen kişilere, 
"-aaa olur mu öyle şey canım, seviyordur göstermiyordur, kızgın anına denk gelmişsindir. Hem anneyi sevmemekte ne demek? dinimizce de günah. Cehennemde yanarsın maazallah. .Seni bu yaşına kadar baktı büyüttü, bu yeni nesil çok nankör"  lerden öteye gidemeyen,bu duyguyu yaşayan kişiyle empati yapmaktan çok uzak tutumlar sergileniyor.

Haliyle ben de çok uzun süre "Annemden Nefret Ediyorum" diyemedim. Boğazıma kadar suçluluk duygusuna batmış bir şekilde yaşamaya çalışıyordum, bir de böyle bir itiraf, benim için bile çok fazlaydı.

Peki hiç denemedim mi? 

Annemi sevmeyi yani..

Kendimi bildim bileli, mümkün olan her şekilde bunun için uğraşıyordum. Ufacık bir sevgi kırıntısı ile bile doyabilecek kadar minimalize de ettim oysa sevgi açlığımı...

sadece ilaç tedavileri ile de değil, mor ışık, reiki, affetme terapileri,yoga,meditasyon...

İçimde dev bir sevgi çoğalıyor, herşeyi unutup yine anneme koşuyor ve kocaman bir buzdağına çarpıp , paramparça oluyordum. İstisnasız her zaman.

Bu durumları da ilerde yazacağım. Şimdi konumuza geri dönelim.

Duygusal istismarı bir sonraki yazımda açmaya başlayacağım.

Bizim gibi tutucu bir toplumda şimdiye kadar bu tarzda araştırmalar yapılmamış olması, yapıldıysa da bilinmemesini çok normal karşılıyorum. 

Birşeyler eleştirilemiyorsa, orada özgürlükten bahsedilebilir mi? Bireysellikten ? 

Tabuları yıkmanın zamanı geldi artık. Anlatmalıyım...


Umarım ön yargılarınızdan sıyrılıp anlatılanlara bir göz gezdirirsiniz, ingilizceniz var ise tavsiye edeceğim siteler de olacak, ben de çoğunlukla bu sitelerden alıntılar yapacağım.

sevgi ve ışıkla...

Y.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder